Anne Rice (on Twilight)

En sevdiğin bilmemneyi seçmece olayını hem sevdim hem sevmedim bu sefer. Liste olsa daha mutlu olurdum demiş miydim? Demiştim evet. Neyse en sevdiğim kitabı seçmek de ayrı bi işkence oldu. Ama düşündüm taşındım Vampirle Görüşme’nin en sevdiğim kitapların arasında da en üste çıktığına karar verdim. Bütün bu parlak, sevişgen, liseli, aşık vs. vampirlerden önce, hepsinden önce Lestat ve Louise vardı. Bendeki versiyonu üstteki resimdeki. Şimdilerde Twilightla birlikte artan vampir populasyonu sayesinde yeni versiyonları da basılmış. Almadım ama alabilirim. Benimkinin canı çıkmış, kaç defa okundu bilmiyorum. Anne Rice’ın dilini her zaman sevmişimdir ama diğerlerinden de öte, Interview with the Vampire, benim için en sevilesi kitabıdır. Vampirleri bu kadar sevmemin sebebidir. Lestat filmde iyi midir? Öyledir aslında, kesinlikle alacakaranlıktan iyidir. Ama aşağıdaki Lestat’ı ilk gördüğüm an hayalimdeki Lestat’ı birilerinin yapmış olduğunu farkettim.

Peki, bunlardan başka hangi kitapları seviyorum. Tolkien’in yazdığı tüm kitaplar ama LotR, başta gelir. Onun arkasından bence fantastik edebiyatta istenilen yere gelememiş ama çok çok çok derin ve ayrıntılı, muhtemelen Tolkien’in eserlerinden sonra ilk sırada olan Zaman Çarkı / Wheel of Time serisi. (Evet o 12.si yeni çıkan, binlerce sayfalık seri. Ve evet okunması o kadar harika ki.) Sayacağım neredeyse tüm kitaplar bundan sonra Fantastik/Bilimkurgu. Ondan alan değişip başka bir şeyler söyleyeyim. Milan Kundera’nın kitaplarını, en çok Ölümsüzlük, Murathan Mungan’ın dilini, öykülerini seviyorum. Okunan o kadar kitap içinde yine de en sevdiklerim bunlar galiba. Başta Vampirle Görüşme ve Zaman Çarkı var, önemli olan da bu.